Serdar Koç (M. LorisLemur M.)
-I-
Adsız ve atsızdılar. Ünsüzdüler. Tabi ki ünsüzdüler, adsızdılar çünkü ve ünlerini taşıyacak
atları da yoktu. Adları yoktu, adlarını taşıyacak atları da. Elbette.
Adı yoktu, adını taşıyacak atı da. Ünsüzlüğün tadını çıkarıyordu adsız şair.
Her yere yaya giderlerdi. Atları ve at arabaları yoktu.
Hasır iskemlelere oturur, ahşap masalarda, toprak çanaklardan, mayalanmış arpa suyu içerler,
meşk ederler, çakırkeyif gezerlerdi. Yarene içerler, küserlerdi.
Adları yoktu, atları da, ünleri de. Taht da yoktu, baht da. Bahtsızdılar. Ben’siz’diler. Ben’lik
duygusu yok, çocuktu hepsi. Çocuklar kimseye ait değil, ortak korumasında topluluğun, mülk
insana ihanetti. Egosantrik zamanlar bun’u bilmez.
Mağaralarından çıktılar. Kente yöneldiler. Yansıdıklarında, kentler kurup, çoğalttılar. Kentler
halaya durdu ve uygarlık doğdu. İnsana doğru. Kol kola yürüdüler. İnsan!
Ocağına incir yeryüzünün…
Meyhanenin önündeki sokaktan, ölen yoldaşları geçti peş peşe, gecenin geç vakti. En güzel
an’dı. El salladı, görmediler. Birbirleriyle derin sohbetlere dalmışlar/dı. Gönül koymadı,
kederlenmedi, onların mutluluğu daha önemliydi onun için. İçin için.
Gözün görmediğini belki fotoğraf görür. İç avlusunda aşkın.
Beyaz buzla, siyah lavın dansı. Volkanik, yosun gözlüm. Buzulların ölümü gezegenin
kıyameti olsa gerek. Göçmen kuşlar da gelmez artık, yolları birbirine bağlamaz olur yaşam.
Özgürlüğün barınağı buzullar ve kumlar. Buzullar altında uyuyan yanardağlar. Ve yer altı
suları. Ve ağaçla örtülü koyaklar.
Ritüelsiz halk özgürdür. Doğaçtan yaşam. Eğilip içilecek kadar temiz akarsular. Henüz
insanın ulaşamadığı. Yanardağ küllerinden doğan, fışkıran sıcak sular. Şifalı göller. Buz ve
buhar. Uzak, yalnız ve sessiz.
Dumanlı kent. Telvenin kehaneti. Şelale meleği, koruyucu kız. Çavlan. Kayadan kayaya,
dağdan dağa, bulutlardan bulutlara, dalgalardan, dalgalara, kardan kara. Beyazın envai çeşidi.
Kar kekliği. Mavinin envai çeşidi. Meri keklik. Yeşilin envai çeşidi. Çil keklik. Kınalı.
Çocukluğuyla sohbette. Irmaklar denizlerle. Toprakla, havayla, ateşle, buzla. Sabırla.
Dünyanın ucuna yakın, cehenneme uzak. Issız ve şehla. Yanardağ ağzı. Upuzun, incecik.
Yollar. Aura (ağıl), proton ve elektron. Zırh ve mızraklı bakireler. Işıklı yolları uzay zamanın.
Çatlayan çağlayanlar. Andan an’a dalgalanan… Anadan üryan.
Hüzünlü bir (…) yaprağına çiseleyen bir göze çiy damlası, onun sırrı. Doğru ama mağlup.
İki nesil geçti aradan. Gençtik. Yaşlandık. Leyleğin yuvadan düşürdüğü. Üçüncü.
Saat kaça doğru koşuyor, nereye devriliyor gün?
Bir ömürlük bahar dalım. Her bahar tomurcuklanan. Bir damla kalbe zapt etti beni. Raptetti.
En uzaktan geldi ve en yakınım artık, yastığım kadar…
Ömrümü alıkoydu…
Gözlerini hiç devirmeyen yârim. Aşk bir özgürleşme alanı.
Dünyanın öbür ucunda, Anadolu’dan çok uzaklarda…
Evvel zamanlardan bir güz, kadim dost değil can dost. Zihan.
Lâl…