Serdar Koç (M. LorisLemur M.)
III-
Hayat rutinden ibaret olsaydı çekilmezdi hiç. Rutine sırlanmış aykırı adacıklar olmasaydı…
-Zamanın kıvrımlarına gizlenmiş boşluklar-
Oysa: Bir oda, bir mutfak, bir banyo tuvalet; bakla sofa, nohut oda yeter bana.
Mutsuzluğumla başım belada. Kimse anlamıyor beni. Atım topal.
Yok hükmünde.
Sevgilimin kalbinden geçen tramvayım ben. Pera Tramvayı.
Uzun aşklar yaşadım. Upuzun ayrılıklar.
Sohbet bazen sözcüklere ihtiyaç duymaz, susarak konuşulur.
Hem ayna hem de ardındaki sır yârim benim tamamım.
Film dekoru gibi, başka çağ. Zaman sekmiş de başka bir çağa düşmüşüz sanki. Şaka desinler,
uyanalım. Ne orada ne burada; Araf Ülkesi. Geçmişe dönemiyor, ileriye gidemiyor.
Bir burgu kalbimde, hiç dinmeyen hasret duygusu…
Hep çocuksu. Uzaktan uzağa tren hissiyatı. Çocukluğunda yankılanan. Amasya’da…
Sevgilisinin her keresinde neden gözüne bu kadar güzel göründüğüyle ilgili verebileceği bir
cevabı yoktu. Ama çok güzeldi işte. Her keresinde daha bir güzel. Bakmaya doyamadığı bir
aşk esintisi. Tarifsizdi. Tasvirsizdi. Sözcüklerle ifade edilemezdi. Betimsiz bir aura’ydı o, bir
imge. Hare. Soyut. Bir koku, bir ses ama kesinlikle bir görüntü değil. Kesinliksiz. Bulanık.
Flu. Belli belirsiz. Algıya yansıyan. Dimağ aynasındaki görüntü, görüntü olmayan bir
görüntü. Görünüm. Muhayyele. Hayal. Sevgili.
Sen benim yârim ol ben sana mecnun. Rüyalarıma gir ne olur yüzünü göster bana.
Ritüel değil aşk olsun hayat! Aşkın sureti, senin muhayyilen-
İm…
Cennetine sürüklüyor beni tanrı, elimden ayağımdan, zorla.
Ölümüne direniyorum, istemiyorum cennetini, elden ayaktan.
Neyle korkutacaksın ki beni, ney’le, burası zaten cehennem…
Asıl cennetinden korkuyorum ben, ölesiye, geberesiye…
Tanrılar boşluktan doğar ve boşluğu doldurur.
Mahalleden herkes taşındı, kalmadı kimse.
Sonunda gezegen terk eder bizi.
Teşrinievvel bebesi, sümbülî bir günde teşrifî…
Üç akşamda bir, üç duble karşılıklı, üç saat, üç çift sohbet, üç çift ölçü…
-Gezgin Su Damlası-
Aynanın içinde kaldı gençliğim. Meyhaneler sokağında. Gençliğim, kalakaldı.
Öylece, sonsuza değin. Ey aynadaki ömrüm! Yaklaştıkça uzaklaşan yârim.
Simsiyah bir anaforun kuşattığı; şefkatli, beyaz, bembeyaz, sımsıcak bir ışık kütlesi; mutlu,
musmutlu, sardı, sarmaladı; çekip aldı. Bütün ağrıları, sızıları dinmişti. Acısız, som bir
mutluluktu. Ölüm.